Korona Günlerinde Kazanacağımız Farkındalık Günlüğü: Kitap Tavsiyesi

Korona virüsünün bizleri evlerde kalmaya davet etmesinden hemen önceydi. Her zaman yaptığım gibi, operadaki çalışmalarım bitince kendimi bir kitapçıda bulmuştum. Yeni Çıkanlar reyonuna baktığımda hiç tereddüt etmeden kaptığım kitabı, iş yoğunluğu ve hayatın koşuşturmasından dolayı bir türlü okuyamamıştım. Çünkü o kitabı da sakince, şu anda kalarak okumak, altını çizmek, çizdiğim cümleler üzerine düşünmek, cevap aramak ve notlar almak istiyordum. Bu kitabın okunuşu adeta bir mesai olmalıydı benim için.


Gel gelelim korona çaldı kapımızı ve evimize girmemiz için davetiye verdi elimize.

Evlerimizdeyiz, bol bol kitap okumaya da vaktimiz çok. Bu kitaba başlamak için daha iyi bir zaman olamazdı, kabul etmem gerek.

Korona günlerinde altını çizdiğim ve bana yeniden sorular sorduran, cevapları bulmamda rehberlik eden kitabım işte bu: Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği!


Bence bu deneyimleme sürecinde en çok ihtiyacımız olan da bu! Evlerimizdeyiz, bedenimiz dışarıdan içeriye girdi, sürece alışmaya çalışıyor. Her gün başka bir içte kalma pratiği yapıyor. Ama peki ya zihnimiz? Kendimizi, bedenimizin ve zihnimizin ihtiyaçlarını ne zaman gerçekten izledik, gördük ya da dinledik? Hayat hep bir koşuşturma içerisinde geçerken, bazı duygularımızla yüzleşmek yerine cevapları hep öteledik oraya buraya. Kendimizle hiç samimi bir şekilde sohbet ettik mi gerçekten? O an hissettiğimiz duyguyu kendimize anlattık mı gerçekten? Hatta dışardaki sen, içerideki sene şu soruları sordu mu hiç?


Ben kimim?

Sen kimsin?

Biz kimiz?


Kitabın ilk sayfası açıldığında sizi şöyle bir başlık bekliyor olacak: "Bu kitap ne hakkında ve ne hakkında değil" Bu bölümde sayısız cümlenin altını çizdiğimi kabul ediyorum. İnanılmaz bir yüzleşme yaşamama, yeniden ama bambaşka bir şekilde içimdeki bene sorular sordurttuğu için minnettar kaldım.


Doula olmanın yanı sıra, operada çalışan bir dramaturg olarak yoğun ama kendi içinde bir akışı olan ve hem oldukça duygusal hem de biraz stresli bir işim var. Ama duygusal kısmı her zaman daha ağır basıyor doğruyu söylemek gerekirse. Sevinçler de, üzüntüler de hep duygusal alandan gösteriyor kendini.


Uzun zamandır, hatta yıllardır kendime, bedenime ve ruhuma dönme pratikleri yapıyorum, ama itiraf ediyorum ki bazen çok zorlanıyorum duygusal anlamda. Ve tüm bu zorluklar bedenimde ve zihnimde aynı yoğunlukta birikiyor. Sonunda işin içinden sanki bir türlü çıkamayacakmış gibi, kapana kısılmış gibi hissediyorum, doğal olarak da bu negatif bir akışla bedenimden çıkıyor ama zihnimi de bir o kadar negatif etkiliyor elbette. Aşırı derecede insani olan ve tamamen bizler için olan bir döngü aslında bu, ama geçirdiğim her üzüntü, yaşadığım her sevinç dalgasından daha çok farkındalık kazanmamı sağladı bugüne kadar. İki duygunun da bambaşka deneyim ve farkındalık kazanımları oluyor, bunun tamamen farkındayım. Hatta geçtiğimiz Cuma akşamı buna benzer yine bir olay yaşadım, ama o kadar farklı bir deneyimle karşılaştım ki...


O akşam üç Defne vardı odamda; biri üzülen ve ağlayan Defne'ydi, diğeri ağlarken doulası olduğu gebesinden bir mesaj alan ve onun sorusuna, hislerine sanki o sırada hiç ağlamıyormuş gibi sakin bir konuşma tonu ile sesli mesaj atarak destek olan Defne'ydi ve üçüncü Defne de bu iki farklı duyguyla var olan Defne'leri dışarıdan izleyendi. Ağlayan Defne için tam bir yıkımdı yaşadığı hisler, destek olan Defne için tam bir şifaydı ve dışarıdan izleyen Defne için ise büyük bir farkındalıktı.


Kendimi bildim bileli beni en iyi tedavi eden şey, okumak ve yazmak oldu. Bu karmaşık ama farkındalığı bol gecenin ardından, yeni kararlarımı hayata geçirmek için yeni adımımı attığımda okumak için kütüphanemin karşısına geçtim. Hangi kitabı okumak istediğimi, neye ihtiyacım olduğunu gayet iyi biliyordum: Okumak için doğru zamanını bekleyen, kapağını kitapçıda ilk açtığım ana göre daha istekle ve okumaya aç olarak açtığım kitap: Ferhat Jak İçöz'ün "Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği" oldu.

Kitabın ilk sayfalarını okurken gördüğüm paragraf ise tam da o cuma akşamı hissettiklerimi yansıtmaktaydı. Yazar aynen şöyle yazmıştı:


"Hayatta bazen bazı duyguların, deneyimlerin ve olayların içinden geçerken bize çok anlamsız gelebilirler. Bu olayların tamamen bir şanssızlık eseri başımıza geldiklerini düşünebiliriz. Veya kendimizce açıklamalar bulabiliriz ama bu açıklamalar, içinde olduğumuz durumdan çıkmamıza bir türlü, tam anlamıyla yardımcı olmazlar. Kendimizi çaresiz, umutsuz, kapana kısılmış veya ne yaptığını bilmez bir halde bulabiliriz. Hiç şüphesiz bu çok insani bir haldir. Bu kitapta sizlere vermek istediğim en önemli mesaj, yaşadıklarımızın anlamsız olmadığıdır. Yaşadığımız, içinden geçtiğimiz tüm deneyimler aslında bize bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır."

Ferhat Jak İçöz, Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, Ocak 2020


Sesli olarak tekrar okudum bu cümleyi: "Yaşadığımız, içinden geçtiğimiz tüm deneyimler aslında bize bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır."


Sonra kitabımı da alarak, koltuğumdan kalktım ve meditasyon alanıma geçtim; tütsümü yaktım, mumları yaktım, altarımda bulunan ve doulası olduğum gebelerimin doğumlarının ardından onlarla olan anılarımı evimde yaşatmak için her birinin doğumu için aldığım bitkilerime baktım tek tek... Ve gözlerimi kapatarak aynı cümleyi bu sefer şöyle tekrar ettim: "Yaşadığım, içinden geçtiğim tüm deneyimler aslında bana bir şeyler anlatmaya çalışmakta."


Gözlerimi açtım; büyük bir heyecanla o bölümü okudum, cümlelerin altını çizerek notlar aldım. Sonra dedim ki, bu hissettiğim şeyleri bir günlükte toplayayım ve bunu doğumlarla eşleştireyim. Çünkü bence her farkındalıkla yeniden doğuyoruz. Bir bebek gibi; adımları hızlı atmak ve bir şeylerin hemen değişmesini beklemek yerine bebek adımları şeklinde atıyoruz adımlarımızı bu farkındalığın içindeki akışta var olabilmek için.


Her güne bir bölüm okuyorum bu kitaptan, dedim ya mesaisi oluyor adeta. Altını çizdiğim cümlelere, bölüm bittiğinde geri dönüyorum ve bir bir düşüyorum üzerlerinde. Cevaplar arıyorum kendimde, bedenimde, zihnimde ve duygularımda. Elime kağıt kalem alıyorum ve bu sorulara dramaturg Defne, doula olan Defne ve ikisinin de ötesinde kadın olarak yaşamda var olan Defne'nin cevaplarına bakıyorum.


Benim bu pratiğim bir süre daha devam edecek;kitapçılar bu aralar kapalı, evet. Ama internetten bu kitabı sipariş edip okumanızı şefkatle tavsiye ediyorum.


Bu yazıyı bitirirken yine bu şahane kitaptan kısa ve son bir alıntı daha bırakıyorum buraya:


"İnsan olmak hepimiz için zorlu olmaya devam edecek. Ne de olsa her an yaptığımız seçimlerle hiçlikten bir kendilik, yeni bir dünya yaratıyoruz. Ama bu zorluk içinde keyfi, neşeyi ve anlamı bulmam mümkün. Hatta bu zorluk sayesinde mümkün. Çok elverişli toprağın bağı üzüm vermezmiş hikâyesi. Kumlu toprak iyidir. Zaten elimizdeki de o. Kierkegaard'ın çok öngörülü bir şekilde söylediği gibi "Hayat çözülecek bir sorun değil, yaşanacak bir deneyimdir." Bu kitap "yaşayın" diye bağıracak size."

Ferhat Jak İçöz, Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği, Ocak 2020


Soru sormaktan, gerçekten dinlemek ve bakmaktan, cevaplar aramaktan korkmadığımız, aksine o cevaplarla kendimizi yeniden keşfetmenin mutluluğunun akışına kendimizi teslim ettiğimiz günler bizlerle olsun.


Kitabın yazarına da bu dönemde hepimize şifa olacak bu kitabı yazdığı ve rehber olduğu için sonsuz teşekkürler; belki de bu konulara aşinayız, hatta çok şey biliyoruz ama bilmemeyi seçiyoruz bu felsefeyi. Yüzleşmenin hep korkutucu olduğunu düşünüyoruz belki de ama tüm yolların sonu önce kendimizde bitecek. Ve aslında sadece yeniden doğacağız; tüm çıplaklığımızla, saflığımız ve farkında olmanın gücüyle.


Şimdiden hepimize keyifli okumalar; kendimizle yapacağınız samimi ve sıcak yüzleşmeler ve bu yüzleşmelerin getireceği yeni farkındalık kazanmaları ile bu yeniden doğumumuza sıkı sıkı sarılmamızı dilerim.


Bu Haftanın Kitap Tavsiyesi:

Yazar Adı: Ferhat Jak İçöz

Kitabın Adı: Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Yayınevi: Doğan Novus





10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör